|
|

Ebu Derda Radıyallahu Anh anlatıyor Resullah Aleyhisalatu Vesselam buyurdularki:
ALLAH (CC) HAZRETLERİ HASTALİGİDE İLACIDA İNDİRMİŞTİR VE HER HASTALİGA BİR İLAÇ VERMİŞTİR ÖYLEYSE TEDAVİ OLUN ANCAK HARAM OLAN ŞEYLE TEDAVİ OLMAYIN DİYE BUYURMUŞTUR
(EBU DAVUD ,TIBB 11.3874)
Pek
çok kişi, kendilerini kurtarabilecek şifalı bitkiler bulunduğu
halde, çeşitli hastalıklardan acı çekmeye devam ediyor. Eğer
şifalı bitkilerimize karsı
daha anlayışlı olabilseydik,
ne kadar
sağlıklı ve yaşama sevinciyle dolu
olabilirdik. Bitkilerle
ilgilenmeye başlayın, yavaş yavaş çoğu şikayetinizin sona
erdiğini göreceksiniz . . .
Çağın
insanı sanki yapay bir yaşam sürdürüyor. Kendi içsel gücüyle
ayakta kalabilmeyi unuttu sanki. Başarılı olabilmenin bir
bedeli olarak, fiziksel ve ruhsal açıdan omuzlanmak istenen
yükler, bedenlerimiz için kaldırılamaz bir hale geldi. Bunun
sonucu olarak, öncelikle bağışıklık sistemimiz çöküyor ve
bedenimiz her türlü kronik ve alerjik hastalığa açık hale
geliyor. Dönüp doğaya bakmak ve onun
olağanüstü dengesinden yararlanmak
pek az kişinin aklına geliyor.
İşte siz de onlardan biri
olabilirsiniz.
SİROZ
Siroz karaciğerin kronik (süregen) bir hastalığıdır. Çeşitli
nedenlerden kaynaklanabilir,ama hücre temelindeki oluşum süreci
hep aynıdır. Sirozda yineleyen hücre ölümü, halka biçiminde
bağdoku artışı ve yumrular biçiminde doku yenilenmesi görülür.
Belirtileri ise (Vena porta) toplardamar sisteminde portal kan
basıncı yükselmesi ve ilerleyici karaciğer yetmezliğidir.
Karaciğer sirozunun kalıtsal yatkınlık dışındaki en önemli
nedenleri, geçirilmiş viral hepatit hastalığı ve alkolizmdir.
Bir takım siroz olgusunda ise hastanın öyküsünde alkolizme ya da
sarılığa rastlanmaz. Kriptogenetik (nedeni bilinmeyen) siroz adı
verilen bu olguların bazısında hastanın sanlıksız bir viral
hepatit geçirmiş olabileceği düşünülür. (Ömeğin karaciğer
iltihabı sonrasında gelişen siroza özgü büyük yumrıılar
görülebilir.) Karaciğerde demir birikmesi (hemokromatoz) ve
kronik konjestif kalp yetmezliği de siroza neden olabilir.
Karaciğer sirozu birçok nedene bağlı olabilirse de oluşum süreci
değişmez. Bir dış etken yapısal bir işlev azalmasının ya da
henüz tam aydınlatılmamış olan kalıtsal bir yatkınlığın
bulunduğu karaciğerde (belki de antikor yapısındaki) bir
mekanizmayı harekete geçirir. Daha sonra kendi kendine işlemeyi
sürdürebilen bu mekanizma sirozu başlatan bir tetik gibi işlev
görür. Bir başka bir deyişle karaciğer, hastalığın nedeni kendi
hücreleriymiş gibi davranmaya başlar. Karaciğer hücresine zarar
veren herhangi bir etken karşısında bağdoku yalnızca ölen
hücrelerin yerini almakla kalmaz; karaciğer hücreleri de
işlevsel bir lobcuk oluşturacak katmanlar biçiminde yenilenmez.
Tam tersine, karaciğer dokusunun araları aşırı bağdokuyla dolar
ve bunun sonucunda lobcuğu parçalara ayıran yalancı lobcuklar
oluşur. Böylece hücre yenilenmesi amaçsız ve yaygın bir yangı
oluşumuna dönüşür. Aşırı çoğalan bağdoku daha sonra büzülerek
yakınındaki hücre ve damarları sıkıştınr ve organda oksijen
yetersizliğine neden olur. Karaciğer sirozunda görülen sinüzoit
ağ (ince damar işlevi gören boncuklar) azalması hastalığın ileri
evrelerinde şiddetlenerek dolaşımı durdurabilir. Böylece başka
hücrelerin de ölmesiyle tamamlanan döngü, bir kez daha başlayıp
yayılmaya hazır hale gelir. Bazı uzmanlann iyi huylu bir tümör
hastalığı olarak nitelemesine yol açacak kadar aşırı bir üreme
gösteren siroz hücreleri organdaki besleyici maddeleri tüketir.
Asalak gibi öteki karaciğer hücrelerinden beslenen siroz
hücreleri artık hastalığın ve hücre ölümünün nedeni olmuştur.
Sirozun en az bilinen yanı aşın bağdoku üretimidir. Bu olay
zehirlenme ya da bağışıklık tepkisine bağlı olarak
retiküloendotelyal sistem etkinliğinin artmasından
kaynaklanabilir. Herhangi bir nedenle zedelenen ya da ölen
karaciğer hücresi bağışıklık sistemi tarafından "yabancı" olarak
tanınır ve sistemin antikor oluşturarak yanıt vermesine yol açar
(kandaki belirgin gammaglobulin artışı buna bağlıdır). Karaciğer
hücrelerindeki antijen-antikor tepkisi hücre ölümüyle sonuçlanır
ve böylece retiküloendotelyal sistemin uyarılmasıyla aşırı
miktarda üretilen bağdoku karaciğer hücrelerinin yerini alır.
Viral hepatit, alkol gibi bir dış etkenin neden yalnızca bazı
insanlarda karaciğer hücrelerini vücuda "yabancı" kıldığı
sorusuna henüz doyurucu bir yanıt getirilememiştir. Ama yanıtın
alerji ya da immun (özbağışıklık) süreçlerinde olmadığı
söylenebilir.
SİROZLU KARACİĞERİN DURUMU
Yukarıda sözü edilen siroz tiplerinin (alkolik, doku ölümü
sonrası, safra sistemi kökenli) her birine özgü belirli anatomik
ve patolojik değişildikler vardır. Ama bazı temel özelliler
bunlann hepsinde, özellikle de karaciğer kökenli siroz
olgulannda görülür. Alkole bağlı sirozda karaciğer önce büyür,
hastalığın son evresindeyse küçülür. Yüzeyi ince pürtüklü
yapıdadır. Doku ölümü sonrasında gelişen sirozda ise karaciğer
büyüyebilir ya da büyümeyebilir; yüzeyi her zaman düzensiz ve
kaba pürtüklüdür.
Biyopsiyle alınan ömeğin mikroskopla incelenmesi tipik siroz
bulgularını ortaya koyar. Karaciğer tam bir yapısal düzensizlik
içindedir. Sağlıklı organdaki düzenli karaciğer lobcukları artık
tümüyle ya da hemen hemen yok olmuştur. Asıl işlevi karaciğerin
destek sistemini oluşturmak olan bağdoku bölmeleri (septum) tam
bir dağınıklık içinde her yana doğru gelişmiştir. Damarlar daha
da düzensizdir. Her yerde eşmerkezli olarak yerleşmiş hücre
kümeleıi görülür. Bunlar sağlıklı lobculdara benzemekle birlikte
merkezlerinde bir toplardamar yoktur ve dağılımlan düzensizdir.
Yumru biçimindeki bu oluşumlara yalancı lobcuk denir.
Gerek bağdoku oluşumu, gerekse yalancı lobcuk oluşumu yıkıma
uğrayan karaciğer hücrelerinin yeni hücre üretme ve çoğalma
yoluyla giriştiği onarım çabasını temsil eder. Ama yeni hücre
üretimi aşırı miktardadır ve dağılımı düzensizdir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Başlangıçta hastamn yakınmaları çok azdır ve belirtiler yalnızca
bu hastalığa özgü değildir. İştahsızlık, çabuk yorulma, bulantı,
sindirim bozukluklan, barsak işlevlerinde düzensizlik
(kabızlık), midede ağırlık duygusu, yağlı besinleri sindirememe,
aşırı gaz, ayaklarda ödem (şişlik), hafif ateş gibi bu
belirtilerin çoğu sirozdan başka hastalıklarda da görülür.
Bunlar aşırı alkol alımı ya da safra yolları hastalıklanyla
eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir mide-onikiparmakbağırsağı
iltihabından da kaynaklanabilir. Ayrıca bu belirtiler kronik
hepatit belirtilerine çok benzer. Siroz çeşitli hastalıkların
sonunda gelişebildiğinden gerçekte birçok geçiş tablosu vardır
ve bazen tanı biyopsiyle bile kesinleştirilemez.
Hastalığın ileri evresine dekompanse siroz adı verilir. Bu
dönemde iştahsızlık tam bir iştah kaybına dönüşür. Hasta
halsizdir ve sürekli zayıflar, çünkü genellikle dokularda su
tutulmaz. Cinsel istek gittikçe azalır ve sonunda cinsel
iktidarsızlık ortaya çıkar. Özellikle sabahları ve aç karnına
olmak üzere bulantı ve kusma görülür. Bağırsaklarda aşırı gaz
birikmesi en ağır ve kesin belirtinin ortaya çıkmak üzere
olduğunu gösterir. Hasta geceleri gündüzden daha çok idrar
çıkarır ve sonunda en ağır belirti olan assit (karın boşluğunda
sıvı birikmesi) ortaya çıkar.
KARINDA SIVI BİRİKMESİ (ASSİT)
Hasta bir yandan karnının rahatsızlık verecek biçimde şiştiğini,
bir yandan da günlük idrar miktarının azaldığını ve idrar
renginin koyulaştığını fark eder. Karın gittikçe gerilir; deri
ulaşabileceği en yüksek gerginlik düzeyine ulaşır. Hasta oldukça
garip bir görünüm alır. Karındaki şişkinlik ve gerginlikle
birlikte solunum güçlüğü ortaya çıkar. Biriken sıvı diyaframa
baskı yaparak hareketlerini sınırlar ve solunumu çok
güçleştirir. Assit gelişimiyle birlikte kanda albümin düzeyi
düşer, aldosteron salgısı artar ve özellikle toplardamar
sisteminde kan basıncı yükselir.
Toplardamar sisteminde tansiyonun yükselmesi siroza doğru giden
bir karaciğerde olanların incelenmesiyle açıklanabilir.
V.PORTA TOPLARDAMAR SİSTEMİNDE
KAN-BASINCI YÜKSEKLİĞİ (Portal Hipertansiyon)
Yeni oluşan bağdoku ve özellikle de çok miktarda yalancı lobcuk
kümelenmesi karaciğer dolaşımının bir bölümünü yıkıma uğratır;
bir bölümünde de baskı ve boğulmaya yol açar. Bu durum karaciğer
toplardamarlarının lobcuk içi küçük dallarında, yani portal
toplardamarların doğduğu yerlerde daha belirgindir. Bu
damarların görevi karaciğerden çıkan kanı toplamaktır. Bunların
bazısının bile kapanması doğal olarak karaciğer içi kan akışında
belirgin zorluğa yol açar ve karaciğerde kan göllenmeye başlar.
Kapiller toplardamarı bağırsaklardan ve dalaktan gelen bütün
kanı karaciğere geçiren ana damardır ve taşıdığı kanın
karaciğere girmesi de karaciğerde dolaşım koşullarının böyle
kötüleşmesi durumunda zorlaşır. Kanın karşısındaki direnç
arttıkça, onu yenmek için gereken güç de artar ve böylece portal
toplardamar sisteminde kan basıncı yükselir. Yapılan ölçümler
portal toplardamarında basıncın normalde 20 cm su basıncından az
olması gerekirken, sirozlularda 25-60 cm su basıncına kadar
yükseldiğini göstermiştir.
Yan dolaşım gelişmesi - Sirozun çok ağır bir belirtisi de portal
toplardamarda kan basıncı yükselmesine bağlı olarak bir yan
dolaşımın ortaya çıkmasıdır. Yan dolaşım yemek borusu (özofagus)
düzeyindeki toplardamarlarda varis oluşumu biçiminde ortaya
çıkar ve hastanın yaşamını tehlikeye soktuğundan ayrıca tedavi
edilmesi gerekir.
Portal toplardamarı kanının karaciğere zor akması ve damarda
basıncın yükselmesi sonucunda kan daha kolay akabildiği yeni
yollara yönelmeye başlar. Buraya kadar kötü bir durum yoktur;
tam tersine bu gelişmenin pratik bir yararı da vardır. Vücudun
kendiliğinden aldığı bu acil önlemden sonra, karaciğerdeki kan
göllenmesi biraz hafifler. Ama bir de komplikasyonu vardır:
Kanın bulduğu yeni akış yollarından biri, portal toplardamara
akan mide koroner (taç) toplardamarıdır. Kan bu yoldan yemek
borusu toplardamarlarına ve daha sonra üst anatoplardamara
yönelir.
Yemek borusu toplardamarlarları zayıf damarlardır. Bazen yeni
kan kütlesinin oluşturduğu yüksek basıncına dayanamazlar.
Duvarları daha da zayıflar ve genellikle bacaklardakilere
benzeyen varisler oluşur. Bu varisler yemek borusu boşluğuna
doğru büyüdüğünden büyük ve sert bir lokma ya da mukoza örtüsünü
sindirerek yıkıma uğratan ülser gibi bir etken varisleıin
yırtılmasına neden olur. Sirozun dengelenebildiği (kompanse)
evresi bu noktada aşılır ve hastada tehlikeli bir iç kanama
başlar. Kanama dursa da sorun bitmez, çünkü vücut artık sirozu
düzenleyici etki gösteremez (dekompanse siroz) ve aşırı
kansızlık hastada temel bir tedavi sorunu yaratır. Yemek borusu
varisleri radyolojik incelemeyle belirlenebilir. Yan dolaşım
gelişmesi yemek borusu varisleri dışında basur ve yüzeysel karın
toplardamarlarının genişlemesine de yol açabilir.
Dalak büyümesi :
Portal toplardamardaki yüksek tansiyon genellikle dalağın
büyümesirıe yol açar. Büyüyen dalak kemik iliğinin etkinliğini
kısıtlar; alyuvar, akyuvar ve trombositlerin üretimini engeller.
Kemik iliğinde alyuvar yapımının azalması alyuvar üretimini
uyaran folik asit yetersizliği ve aşırı alyuvar yıkımıyla da
birleşince hastada kansızlık ve vücut direncinde belirgin düşme
ortaya çıkar. Bu durumda hastanın olası bir kanamaya
dayanabilmesi zordur. Akyuvarların azalması,mikroplann saldınsı
karşısında vücut savunmasının yetersiz kalmasına yol açar.
Sirozlu hasta bakterilere karşı daha dirençsizdir ve her türlü
enfeksiyondan çok kolay etkilenir, Trombositler kanın
pıhtılaşmasında önemli rol oynadığından bunlann azalması, kanama
eğilimini artınr. Sirozlularda sık görülen kanama,
trombositlerden başka yine pıhtılaşmada etkisi olan protrombin,
fibrinojen, faktör V, Vİİ, X gibi maddelerin eksikliğine de
bağlıdır. Bu maddelerin üretiminde karaciğerin etkinliği
önemlidir.
Kandaki bu değişikliğin sonucunda hastada burun kanaması
nöbetleri, diş fırçalarken, bazen de kendiliğinden dişetlerinde
kanama ya da dışkıyla kan çıkarma görülür. Dışkıyla çıkan kan
her zaman gözle görülmeyebilir: Kan sindirim kanalının alt
bölümünden, yani basur ve rektumdan gelmiyorsa ve fazla miktarda
değilse, kanamanın tek belirtisi dışkının koyu, bazen kapkara
(katran gibi) bir renk almasıdır.
İlerlemiş siroz olgularında araya giren bir enfeksiyon, uzun
süreli kabızlık, varis kanaması, karaciğere zararlı ilaçların
alınması gibi bir etken gittikçe şiddetlenen bilinç bozukluğuna
yol açabilir. Hastada hafif uyku hali, davranış değişikliği,
ellerde titreme ve ağızda hastalığa özgü (amonyak gibi) bir koku
ortaya çıkar ve sonunda koma gelişir.
SİROZLU HASTANIN GÖRÜNÜMÜ
Sirozlu hasta zayıftır ve bacaklarda daha belirgin olan bu
zayıflık, assit varsa karındaki şişiik nedeniyle daha da dikkat
çekicidir. Derisi toprak renginde, normalden daha koyu, griyle
kahverengi arası bir renktedir. Bazen sanlık da gelişir.
Deride sarılık gelişmese bile gözlerde her zaman san bir gölge
vardır. Özellikle yanaklar ve burun, alkoliklerdeki gibi
kızarmıştır; bu bölgelerde parlak kırmızı renkte noktalar
gözlenir. Aynı gelişme avuçlarda ve tabanlarda da görülür. Tipik
olmamakla birlikte sık rastlanan bir belirti de yüz, boyun,
sırt, göğüs ve kollarda görülen ince damar 'yıldızları'dır;
“örümceksi ben” (spider angioma) olarak da bilinen bu oluşumlar
yaklaşık 5 mm çapında, bir merkezden yayılan küçük damar
genişlemeleridir. Başta koltukaltındakiler olmak üzere
genellikde vücut kılları da dökülür. Bütün bu belirtiler iç
salgı sistemi kökenli bozukluklara, yani karaciğer işlevlerinin
bozulmasıyla ortaya çıkan hormonal dengesizliğe bağlıdır.
TANI
Sirozda karaciğer ele geliyorsa sertleşmiştir, ama yapısı her
zaman tekdüze değildir. Yüzeyi pütürlü olduğundan düzensiz,
kenarları ise net ve keskindir. Hastaların çoğunda dalak
büyümüştür. Serum elektroforezi gammaglobulinlerin belirgin
ölçüde arttığını gösterir. Bu arada albümin-globulin oranı
tersine dönmüştür. Karaciğer hücrelerinin protein bireşimleme
gücünü belirlemeye yönelik test sonuçları kanda albümin, serumda
psödokolinesteraz ve ayrıca pıhtılaşma faktörleri eksikliğini
ortaya koyar. Karaciğer hücrelerinin salgılama etkinliği de
bozulmuştur; bu nedenle kanda bilirubin düzeyi yükselir.
Karaciğerdeki bozukluğa ve safra göllenmesine işaret eden
enzimler genellikle çok artmamıştır.
Kesin siroz tanısı için en güvenilir yöntemler laparoskopi ve
karaciğer biyopsisidir.
Lokal anestezi koşullarında yapılan laparoskopide karına sol
yandan bir iğneyle girilerek hava verilir. Böylece karın duvarı,
altındaki organlardan uzaklaştırılarak iç organlar görüntülenir.
Bu aşamada yine lokal anestezi altında karaciğer kenarının
altından, sağ yanda karın duvarı delinerek laparoskop aygıtı
karın boşluğuna sokulur. Aydınlatma sistemi çalıştınlarak
karaciğerin kenar ve yüzeyinin bir bölümü bütün aynntılarıyla
görüntülenir. İğneyle karaciğerden parça alınmasını içeren
karaciğer biyopsisi, laparoskopi sırasında da yapılabilir.
Alınan biyopsi örneği mikroskopta incelenir.
Karaciğer
Kanseri
kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir
şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka
bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir.
Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak
veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına
yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. kanserin esas nedenini
bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin
hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden
korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki
belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. - Makat
veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar - Göğüslerde
veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik
veya sertlikler - İyileşmeyen yaralar - Ses kısıklığı veya
belirli bir sebebi olmayan öksürük - Yutma güçlüğü ve hazım
bozuklukları - Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu
işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse
mutlaka doktora başvurmak gerekir. kanserin görüldüğü yerler
aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. - Beyin ve
omurilikte %1 - Ciltte %10 - Tenasül yollarında, erkeklerde %10,
kadınlarda % 6 - Memelerde %14 - Sindirim sisteminde %25 -
Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 - karaciğer ve
safra kesesinde %3 - Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı
altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak,
kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü
söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda
rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların
iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri
sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın,
%60'ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar
unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25'i hayvan gübresiyle
gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden,
patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10'u
tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15'I deniz ürünleri
arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya
şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir.
Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki
kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.
Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış
ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta,
konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve
suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru
bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao,
gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu,
sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda
anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.
Primer karaciğer kanseri, tüm dünyada en sık görülen
tümörlerden biridir. Değişik tipleri arasında, karaciğer
hücrelerinden (hepotositler) gelişen ve "hepatocellüler
carcinoma-HCC" veya "hepatoma" adı verilen kanser, % 80'ini
oluşturur. ABD'de az görülmesine karşılık Asya ve Afrika'da çok
sık görülür. Oluşumunda siroz (alkol), Hepatit B_ve C
enfeksiyonları önemli rol oynar. Herhangi bir nedenle siroz
gelişmiş olan hastaların yıllık HCC gelişme riski % 3-5'dir.
Ayrıca küflenmiş gıdalarda (özellikle baklagiller) bulunan
Aflotoksin de hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir nedendir.
Tanı konması genellikle güçtür. Karın sağ üst kısmında
ağrı, bitkinlik hissi ve kilo kaybı en sık görülen klinik
belirtilerdir. 1/3'ünde sarılık görülür. Karaciğer sirozuna
bağlı, karında sıvı toplanması, dalak büyümesi ve sindirim
sisteminden kanamalar olabilir.
Karaciğerin Ultrasonografik, Bilgisayarlı tomografi (BT)
veya MR incelemeleri ile tanı konulma olasılığı yüksektir.
Özellikle portal veya anjiyografik BT ile yapılan incelemeler
çok daha yararlı sonuçlar verir. Karaciğer biyopsisi ve % 70
hastada yükselmiş bulunan "alfa-fetoprotein-AFP" tanıyı
kesinleştirir. AFP tanı için spesifik olmamakla beraber, kronik
karaciğerer hastalığı olanlarda bu testin giderek artması HCC'
yi akla getirmelidir.
HİÇ BİR
HASTALIK YOKTUR Kİ ŞİFASI
OLMASIN,
ÖLÜM HARİCİNDE!!!
Emekli
Araştırmacı Basın Mensubu
Şifalı Bitkiler Uzmanı
HERBALİST KEMAL
(0326) 413 01
77
0555 347 62 53
0542 215 54 72
iletisim@kevserlokmanhekim.com
herbalist@kevserlokmanhekim.com
Sağlıklı Bir Yaşam Dileklerimizle...
|